Halvette 40 Gün – Psikolog Bir Dervişe’nin Halvet Günlüğü

0
374

Halvette 40 Gün –  Psikolog Bir Dervişe’nin Halvet Günlüğü ve Bilimsel Çözümlemesi

Michaele Mihriban Özelsel

1990 başlarında, Üsküdar’da, derme çatma, birkaç katlı bir apartmanda, soğuk ve eşyasız bir odada dünyayla ilişki görünürde kesilirken, belki de asıl hayat su yüzüne çıkar; beden latifleşir, ruh genişler, saplantı nevrozları çözülmeye durur. İnsan, asıl hayat ve maceranın içine gömülür… Çocukluktan evliliğe, akademik bilgiye kadar pek çok şey gözden geçirilir. Ama artık bir iç gözdür bu bakan…

Kış mevsiminde, kalorifersiz, ahşap bir Üsküdar evinde halvete soyunan yarı Türk yarı Alman psikolog bir dervişe. Çile sözcüğünün bütün anlamlarıyla yaşanan bir tecrübe. Birkaç hurma, birkaç zeytin ve üç günde bir elma ve su. Oruç ve Kur’an. Ve Mevlana, İbni Arabî. Kırk gün halvet. İçe dönme ve içsel yolculuklar. Halvetin ruhsal tecrübelerinin bilimsel izahları ve sufi geleneğin leziz literatürüyle süren bir anlatım.

Michaela Mihriban Özelsel: 1949’da Almanya’da doğmuş, gençlik yılları Türkiye’de geçmiş, psikoloji lisans eğitimini ve yüksek lisans eğitimini North Carolina üniversitesinden, doktorasını ise Goethe üniversitesinden almış, dünyanın bir çok yerinde dersler, konferanslar vermiş ve Maryland üniversitesinde öğretim görevlisidir. Mevlevi geleneğine göre girdiği halvet deneyimini, mürşidinin izni ve yönlendirmesiyle, bu kitapta aktarıyor.

Kitaba önsöz yazan Annamarie Schimmel, Müslüman bir Avrupalının halvet deneyimlerini anlatan ilk kitap bu, diyor.

Kitap 3 ana bölümden oluşuyor: Günlük kısmı, Bilimsel Çözümleme, Başkalarının deneyimlerini aktaran soru-cevap kısmı.

Halvette Kırk Gün’ün yazarı, halveti “Bedenin latifleştiği, ruhun genişlediği, eğer varsa saplantı nevrozlarının çözülmeye durduğu” bir süreç olarak tanımlıyor. İnsanın, hayatın özüne doğru gömüldüğü bir haldir bu. Ayet ve hadislerin, zikrin, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve İbn-i Arabi okumalarının bu ruhsal deneyimde tartışılmaz bir yeri vardır.

İnsanlarımızın genelinin pek vâkıf olmadığı, olanlarının da bir sır olarak ifade ettikleri halvetin içeriği hakkında ilk olan bu eser, Almanya’da üniversitelerde kaynak eser olarak okutuluyor.

En az kitabı kadar ilginç bir hayatı var Özelsel’in. Sebep sonuç ilişkilerinden mürekkep sandığımız hayat onu karanlığın eşiğiden almış aydınlığın sınırlarına bırakmış. Dr. Mihriban Michaela Özelsel, Protestan aristokrat bir ailenin kızı olarak 1949 yılında Almanya’da dünyaya gelmiş. 35 yıl sürecek ve dinsiz geçecek uzun bir dönem 17 yıl öncesinin ramazan atmosferinde tövbe kapısının her daim açık olduğu, aşk ve muhabbet erlerinin piri Hz. Mevlânâ’nın manevi huzurunda son bulacaktı.

Hz. Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, İbni Arabi, Gazali ve diğer birçok kıymetli ilim ve gönül adamlarının kitaplarını okumaya başlayan dünün Michaela’sı bugünün Mihriban’ı bu mutlu ve huzurlu süreçte okuduğu kitaplarda bir rehbere ihtiyaç olduğunu söylüyor; “Hak yolunda yürümek ve ilerleyebilmek için, yolculuğun zorluklarında yanında olacak, ona yön verecek bir rehber ile daha da kolaylaşıyor bu süreç.” Rehberini bulur ve ve seyr-i süluk esnasında bu kez de tecrübe gerektiren yeni bir bilgi ile karşılaşır.

Okuduklarından ve hocasından öğrendiklerini yeni hayatında uygulama sürecine başlayan Mihriban Hanım nefsi ile mücadele yöntemlerini de tecrübe etmeye başlar. 1990 başlarında, Üsküdar’da, derme çatma, birkaç katlı bir apartmanda, soğuk ve eşyasız bir odada dünyayla ilişkisi görünürde kesilirken, sırlarla dolu bir hayat su yüzüne çıkmaya başlar. Özelsel çileye ya da halvete girmek olarak adlandırılan hali yaşar; “Çile ya da halvet denen bu hadise çok eski bir metot. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir mağarada duruyordu ve Hak ile hemhal oluyordu. Bu da onun bir devamı niteliğinde, Issız ve sakin bir odada belirlenmiş bir gün süresince orada kalıyorsunuz. Kur’an ve dualar okuyorsunuz. Tesbih ve zikir çekiyorsunuz, oruç tutuyor, namaz kılıyor ibadet edip sürekli Allah’ı düşünüyorsunuz.”

Mihriban Hanım, halvete girdikten kırk gün sonra hayata bakışında, düşüncelerinde, fikirlerinde maddi ve manevi birçok değişikliklerin olduğunu söylüyor. “Şunu anladım ki tevhid diye bir hadise var. Gayrı yok. Her yerde ve her şeyde o var. Allah olmadan hiçbir şeyin olmadığını anladım. Akıl ve bilgi yok oldu ama daimi bir bilgi belirdi. Hiç bir şey yoktu, yalnız varlık vardı.”

Yazar halveti “bedenin latifleştiği, ruhun genişlediği, eğer varsa saplantı nevrozlarının çözülmeye durduğu” bir süreç olarak tanımlıyor. İnsanın, hayatın özüne doğru gömüldüğü bir haldir bu. Çocukluktan evliliğe, akademik bilgiye kadar pek çok şey gözden geçirilir. Dr. Özelsel’in, Halvet Günlüğü’nü okurken halvetin ne olduğu konusunda bilgiler edinmekle kalmayacak; zikrin, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve İbn-i Arabi okumalarının, ayet ve hadislerin bu ruhsal deneyimdeki tartışılmaz yerini göreceksiniz.

Halvet boyunca görülen ve yorumlanan rüyalarsa, günlüğün belki de en ilginç parçalarını oluşturuyor. Halvetin dışarıdan kopuş ve içe, derine çekiliş; ruhun yaralanmış bir hayvan gibi kendi izlerini sürerek inine çekilmesi, ayrı düşülen Yaratıcı’nın arındırılmaya çalışılan zihinde yeniden yankılanması gibi çarpıcı imgeler günlükteki betimlemelerden sadece birkaçı.

Zengin bir entelektüel birleşimin sonuçlarına dayanan Yorumlar bölümü, halvette yaşananlara bilimsel açıklamalar getiriyor. Bu bölüm biri Doğulu, biri Batılı iki şairin (Tennyson ile Rumi) gözünden varlık ile birlik’in görünümünün resmedilişiyle açılıyor. Sonraki bölümlerde yazar halvet deneyiminin başlangıcındaki Kurban ritüeline, kendi deneyimlerinden yola çıkarak Rupert Sheldrake’in “morfik rezonanz” tezine, zikrin insan fizyolojisi üzerindeki dönüştürücü etkilerine, mistik deneyimin psikoterapötik değerine, maneviyat ilişkisine… çeşitli açıklamalar getiriyor, sufizmin klasik konularına disiplinlerarasıbir gözle eğiliyor.

GÜNLÜK KISMINDAN ALINTILAR (1. Bölüm)

Yazarın Mevlana’dan, Kur’an’dan ve diğer önemli kişilerden yaptığı alıntılar:

“İlmi, hak etmeyenlere vermeyin, hak edenlerdense esirgemeyin ki haksızlık etmiş olmayasınız.” (Mevlana)

“Kelimeler, seni istediğin şeyi aramaya teşvik etmeleri açısından yararlıdırlar ancak aradığını kelimelerle bulamazsın. Eğer bulabilseydin, bu kadar çabaya ve nefs mücadelesine gerek kalmazdı.” (Mevlana)

“Acı benliğimizi sardığında, dar görüşlülüğün perdeleri yırtılır.” (Mevlana)

“… Sırf acı çektiğinde görüyor olmandan dolayı, acı sana sunulmaktadır ki pişesin ve Allah’ı hatırlayasın.” (Mevlana)

” İnsanı yönlendiren acıdır. Bir işte acı, arzu ve aşk özlemi olmadığı sürece, insan O’na yönelmeyecektir.” (Mevlana)

“… Vuslat özlemi olmaksızın yaşayabilen ve arama ihtiyacı duymayan bir insan gerçek bir insan olamaz;…” (Mevlana)

” Kişi, övgüye değer bütün özelliklerini kendi çabası ve çalışmasıyla elde ettiğini zanneder. Ancak bir zorluk içersindeyken, bütün güçleri tükendiğinde, hayal kırıklığına uğradığında Rabbi ona şöyle der: “Bütün bunları kendi çabaların, kendi güçün ve kendi zekanla mı elde ettiğini zannettin?… Bu zannın ve nankörlüğün için bağışlanmayı dile. Çünkü sen, kendi ellerin ve ayaklarınla başardığını sandın. Şimdi artık tüm vardıklarının bizim lütfumuz olduğunu anladığına göre, mağfiret dile, çünkü O bağışlayıcıdır.” (Mevlana)

“Kendini planlarından nasıl kurtaracağını planla” (Mevlana)

“Kelimeler arayanı arayışa, gevşek olanı bıkkınlığa iter.” (Mevlana)

“… Allah’ın acı ve rahatlığı birbirine dönüştürdüğünü bir an bile idrak etmiş olsaydın, bu, senin bütün amellerinden daha makbul olurdu…” (Mevlana)

“İyi günler de kötü günler de yoktur” (Mevlana) “Kesinlikle kötü olan bir şey, daha ileri bir farkındalık aşamasından iyiye dönüşebilir.”

“Okyanusun müziği; sadece dalgaların kıyıya çarpması değil, aynı zamanda kıyısızlığın da sesidir.” (Mevlana)

“Kendini yok etmek için çok çabalaman gerekir ki, Baki olanı farkedesin.” (Mevlana)

“Susuzluk, kuyu dolu olduğunda bile korkudan dindirilemeyendir, değil mi?” (Halil Cibran)

“Zaten sahte ve tutarsız olan er ya da geç yıkılıp gitmek zorundadır!” (Kur’an 17:82)

“Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı. …. Şüphesiz her güçlükte bir kolaylık vardır. Şüphesiz her güçlükte bir kolaylık! O zaman sıkıntıdan kurtulduğunda sağlam dur ve yalnız Rabbine sevgi ile yönel.” (Kur’an 93:3-6-7; 94:4-6-8)

“İnsanların dünyası iner çıkar ve insanlar da dünyalarıyla birlikte iner çıkarlar; biz savaşçıların bu iniş çıkışlarla bir işi olmaz.” (Castenada)

Yazarın kendi kelimelerinden alıntılar:

” Psikolojik bakış açısıyla insan eğilimleri, alışık olduklarını seçme ve alışkanlıklarını pekiştirme yönündedir. Bu mantıkla, eğer ben kendimi yeni deneyimlere açmak istersem, zikir gibi doğama aykırı şeyler yapmak zorundayım.”

“Niyetlerimin beni sadece O izin verdiği sürece bir yere götüreceğini düşünmek, huzur ve sükunet getiriyor.”

“Hayatıma şöyle bir dönüp baktığım zaman anlıyorum ki, ilerlememe neden olan hep zor dönemlerdi. … Üzülme, der Hz. Mevlana ve devam eder: kaybettiğin her şey başka bir surette geri döner.”

“Sanırım bütün mutsuzluklar, bir şeylere sahip olduğumuz zannından ve zaten olacak olana direndiğimizden doğuyor. Derinlerde saklı olan huzur anahtarı ise kabullenmek ve direnmekten vazgeçebilmektir. …. : Dileyebilirsin ama ihtiyaç duyma!”

“Kendi kendine başardığın zannı, tehlikeli bir tuzaktır… Tuzakları bilmek ise onlardan korunmayı sadece kısmen sağlıyor. ….. yoğun kişisel çaba gereklidir, ama sonuçları belirlemez. Sonuçları belirlemek elde değildir.”

“Eğer bir şeyi başaramazsam sorumluluğu üstlenirim: daha dikkatli hazırlanabilirdim; daha çok çaba sarfedebilirdim vs. Ama gerçekte bütün bu başarısızlıkların sorumluluklarını üstlenmek bile bir nev’i haddini bilmezliktir! ne kadar şeytani bir aldatmaca! Ve psikologlar bu tuzağa doğruca düşmek üzere programlanıyorlar.”

” Her yeni günün olağanüstülüğü, olağan bir durum oldu…”

“Tabii ki aşk düşünülerek veya zorlayarak ulaşılabilecek bir şey değildir. Aşk “isabet” ettiğinde bu hakikaten bir rahmettir.”

“İşin sırrı, kabullenişte yatıyor. …” “İlahi iradeye teslimiyetle oluşan huzur ve içsel bakış. Gerçek çok açık. Bu idraki nasıl oluşturabilir, nasıl “hatırlayabilirim”?

“Acı hissediyor olmak umursamaz olmaktan çok daha iyi! İyice yanmak ve arınmak için daha fazla acı talep ediyorum ki sesi tok ve pürüzsüz çıksın diye ateşten geçirilen bir ney gibi olabileyim.”

“Benim “niçin”li zekam, daima kontrolü elinde tutmaya çalıştı ve nihayet kör bir vadiye düştü. Çıkışı bulamıyorum.”

“Anlaşılan, her gün yeni sorunlar çıkıyor ve diğerlerine yer açmak için çözümleniyorlar…”

“Ümit ve korku, çabanın kanatlarıdır.”

“Rüzgar” ve “Okyanus” vazgeçmeye hazır olanı taşımak için daima hazır ve nazırdırlar. Kişinin kendisi ya hak kazanır ya da kendini dışarıda bırakır. Egonun (nefs) ihtiyaçlarının oluşturduğu ağır yük, kesinlikle geride bırakılmalı.”

BİLİMSEL ÇÖZÜMLEME KISMINDAN YAPILAN ALINTILAR (2. Bölüm)

“Mümkün olabilecek şeylerle uğraşmak, Batı’nın bilinen güçlü eğilimlerinden biridir. Niçin sadece “otuz kuşun” başarabildiği bir şeye bu kadar enerji harcansın ki? …., batılı insan maddeye olan zaafından dolayı kendi kendine oluşturduğu sınırları aşamamaktadır. İnsan olma sürecinin üst aşamaları, kültürel veya teorik olarak mevcut bile olmadığından, ulaşılacak bir hedef değildir. Böylece, varoluşun anlamsızlığı sürüp gider.”

“Sufi geleneğinin en temek gerekleri, güven ve umuttur; ….. , eğer birisi umutsuzluk ve kuşku batağına düşerse o zaman erdemsizlik batağındaki insanların akımlarına bağlanır.”

“Yok olmak için çok çaba harca ki, böylece VAR olanı görebilesin.”

“Sadece gecenin yolu şafağa ulaştırır.” (Halil Cibran)

“… çünkü “dertlenme ilk neşelenmeden gelen, öğrenilmiş bir derstir ve dertsizlik ilk bilgisizliklerdendir… Onun için sen sabırlı ol ve dertlen. Dertleri hazmetmek” bir boşalmadır, boşalmanın ardından neşe gelir, bir neşe ki dert tanımaz, dikenleri olmayan bir gül, baş ağrısı yapmayan bir şarap.”

“Çileler, dayanacağını düşündüğün sınırlarını kırar. Gönül yaralarımız, bizi dayanmaya, değişmeye, yeni yönlere hareket etmeye, bilinçteki gizlerle yüzleşmeye zorlar. Çileli zamanlarda, altüst olmuş, terkedilmiş ve perişan olmuş hissettiğinizde -acıların derinlerinde- huzura ve kutsal olana giriş kapısı vardır.”

” Eğer kainatın sınırları, önünde açılırsa (bir gül gibi), bunu minnettarlıkla karşıla, fakat durma! O seni denediği için, aramada inat et. Eğer sana sunulanla yetinirsen, senden kaçacaktır. Fakat O’nun kendisini kazanırsan (gülün kokusu) hiç bir şey senden kaçamaz. Şunu kesinlikle bil ki, O, sunduklarıyla seni sınamaktadır.”

“Bir şeyden ancak, o şeyin kendisi ile korunulur.

“Şayet bir Şeyh’e yüzeysel bakıldığında, o, avamın beklentilerine uymuyorsa, bil ki bu, yüzeysel düşünenleri uzak tutmak için yeterli bir yöntemdir.”

“Batıp gitmelerinin aya ve güneşe zararı var mı?

Sana gün batımı gibi gözüken, aslında şafağın ta kendisi” (Mevlana)

” Görüntü geçici, görüş kalıcıdır.”

“Eğer gerçekten öğrenmek istersen, birisi sana öğretmek için geldiğinde şaşırma.”

“Bütün manevi geleneklerdeki çeşitli ruhsal eğilimlerin hedefi ben merkezci bir bireysel aydınlanma değil, geçirilen eğitimin ardından topluma daha iyi hizmet verebilmektir.”

” Fakat mutluluk zaten insanların ideali değil mi?” diye sordu adam.

“İnsanın hedefi hakikattir. Hakikat mutluluktan da fazladır. Hakikat, insanı istediği hale  büründürür ve o insan için hiçbir hal farketmez” diye cevapladılar. “Bizler hakikatın mutluluk olduğuna dair kendimizi ve insanları inandırdık. Bundan dolayı sen şimdiye kadar mutluluk ve hakikati bir tuttun. Ancak mutluluk da, acı kadar tutsak eder.”

kaynak:  alticizilisatirlar.com

aksiyon.com.tr

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu buraya yazınız!
Lütfen isminizi buraya yazınız

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.